HAKİMİYYET KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH´INDIR
  Hüküm Sadece O´nundur. O Rahman ve O Rahimdir. Ne zaman Tevhid, hak ve adalet Tebliğ edilmeye başlanmış ise karşısına şirk, batıl, zulüm dikilmıştir!
 
Arabic
English
Deutsch
Kürtce
Bosnak
 

ANA SAYFA

E-Mail

 
Kitaplar:

Hilafet ve Halife

Beyyine - 1 -

Beyyine - 2 -

Beyyine - 3 -

Beyyine - 4 -

Hakimiyyet -5 -

8 Kasım 2010 dan beri

10187
M.Kemal (Atat.)
  28561
 

Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn
Muhammed Metin Müftüo
ğlu'nun Hal Tercemesi

 
Muhammed Metin Müftüo
ğlu (Kaplan):

M. Metin Müftüoğlu, Anadolu sakinlerinden olup Cemaleddin oğlu Fatıma'dan doğmadır.

Doğum tarihi ve yeri:

Erzurum vilayetine bağlı Kong köyünde (yeni ismi Altıntepe)'de Cumartesi günü İkindi namazını müteakip dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi miladî olarak 14. Kasım 1952'dir, Rumî olarak ise 1368, Hicrî olarak da 1373'tür.

Tahsili:

Muhammed Metin Müftüoğlu beş yaşında ailesi ile beraber Kong köyünden Erzurum'a gelmiştir. Babasının Gavurboğan mahallesinde Tahtalı Camii'nde ımam ve Hatip'lik yaptığı sırada, Kur'an dersini bizzat babasından tahsil ederek, kısa sürede Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiştir. Aynı mahallede oturan Taş Camii İmam ve Hatip'liğini yapan ... Hoca Efendi'den Kur'an ilimlerini de tahsile devam etmiştir. Erzurum'da bulunduğu dönemlerde merhum dedesi Reşid Hoca Efendi'nin de ilim ve feyzinden faydalanmıştır.

İlkokul:

Altı yaşına geldiğinde yine aynı mahalledeki Palandöken İlkokulu'na kaydı yapılmıştır. Buraya iki sene devam ettikten sonra merhum babası ilkokul, orta ve lise tahsilini hariçten vermek suretiyle üç sene civarında Erzurum Lisesi'nden mezun olarak İlahiyat Fakültesi'ne kaydolmak için Ankara'ya giderken, Muhammed Metin Müftüoğlu Hoca'mızı da beraberinde götürmüştür. Ankara Topraklık mahallesinde üçüncü sınıfı Mithatpaşa İlkokulu'nda okumaya devam etmiştir. Rahmetli Halife'miz ise o sırada, Ankara merkez vaizliği yaparken bir taraftan da İlahiyat Fakültesi'ne devam ediyordu.

Bir sene sonra Yukarı Ayrancı mahallesinde bulunan, Ayrancı İlkokulu'nda 4 ve 5. sınıfları okuyarak ilkokuldan mezun olmuştu.

Bu sırada 1960 ihtilalinde Merhum Halife'miz babası ve köydeki dostları ile beraber hacca gitmişlerdi. Ne tevafuktur ki, hacdan döndükleri gün ihtilal olmuştu. İhtilal dolayısıyla havaalanında bekleyen hacılar ancak öğleye doğru serbest bırakılarak evlerine dönmüşlerdi. Böylece küçük yaşta Hoca'mız da bir ihtilale istemeden seyirci kalıyordu.

Rahmetli Hoca'mız ılahiyat Fakültesi'ne devam ederken her akşam, bir kişinin evinde toplanarak, T.C hükümetini yıkıp yerine İslam devletinin kurma planlarını görüşüyorlardı. Yeni Halife'miz de babasının peşinden ayrılmayıp bu toplantılara iştirak ediyordu. Bu ev toplantıları Rahmetli'nin okul ve meslek arkadaşlarından teşekkül ediyordu. Hele bu toplantıların birinde sınıf arkadaşları ve Diyanet'teki meslektaşları da vardı. Bu toplantıda tarihi bir karar alındı. Şöyle ki, Talat Aydemir'in ihtilal hazırlığı yaptığı günlerde Rahmetli Halife'miz onlara karşı bir cephe açma planını uygulamak istiyordu, Şöyle bir konuşma yapmıştı: ''Başımıza öyle bir emir seçelim ki, ilmiyle âmil, 12 ilmi bilen, takva sahibi, cesaretli ve şecaatli, salabetli bir emir olsun'' dedi. Bütün bu toplantıda bulunanlar ''Aman Cemaleddin abi! Senden başkası olabilir mi? Elbette sen bizim başımıza emir olacaksın!'' dediler. ıttifakla Hoca'mızı emir seçtiler. İhtilal havasının estiği günlerde Rahmetli Hoca'mız bir Cuma akşamı toplantı esnasında alınan kararda, herkes eşine ve dostuna haber verip şimdiki Kocatepe Camii'sinin bulunduğu yere gelecek ve orada bir cephe açılacaktır.''

Rahmetli Halife'miz ılahiyat Fakültesi'ni bitirdiği sırada şimdiki Emir'ül-Mü'minin ve Halifet'ül-Müslimin M. Metin Hoca'mız da ilkokulu bitirmiştir. Sonra Anafartalar'da bulunan Çın Çın mahallesindeki Ankara İmam-Hatip Okulu'na kaydı yapılıp bir sene devam etti.

1966 yılında Merhum Halife'mizin Adana'ya müftü olarak gelmesiyle Adana İmam-Hatip Okulu'nun ikinci sınıfına devam etti. Adana İmam-Hatip Okulu'na devam ettiği sıralarda babasının rahle-i tedrisatından da hususi olarak Ulum-i Arabiyye ve Ulum-i şer'iyye ilimlerini tahsil ederek medrese istilahı olan 12 ilmini ikmal etmişti. İmam Hatip sıralarında; Ankara ve Adana da rejim aleyhine şeriat propagandası yaparken Siyasi şube tarafından müteaddit zamanlarda sorgulanmıştır.

1973 yılında Adana İmam-Hatip'ten mezun oldu. Müteakiben askere gitti. 1976 yılının Temmuz ayında tezkeresini alıp Adana'ya döndü. Aynı yıl İmam ve Hatip'lik sınavını başarıyla vererek, boş kadrodaki Yeşilmescid'de İmam ve Hatip'liğe başladı. Bu sırada Adana eşraflarından Dişçi Abdulkadir Efendi'nin Namık Kemal Kur'an Kursu hocalığı yapan kerimesi ile evlendi.

Daha sonra Diyanet'in Kur'an kursu öğretmenliği sınavına girerek birincilik derecesiyle bitirdi. Adana Tepebağ Kur'an Kursu'na atandı. Yağ Camii'nde ise medrese usulü Arapça tedrisatını merhum babasıyla birlikte başlattı. Yağ Camii'nde iki hoca efendinin yardımıyla tedrisat devam ediyordu. Talebeler için yapılan programda yedi yıl içinde hem dinî ilimler okunacak, hem de İmam-Hatip Okulu dışarıdan bitirilecekti.

Talebeler Müftülük binasında kalıyorlardı. Müftülük ise dört katlı idi. Alt katı konferans ve ıslamî usullere göre düzenlenmiş düğün salonuydu. İkinci kat müftülük ve kütüphaneydi. Üçüncü kat yatakhane, dördüncü kat ise spor salonuydu. Yağ Camii'nde de ders okunuyordu. Ve Muhammet Metin Hoca'mız burada hocalık yaparken, 1978 yılında üniversite imtihanlarına girip, Konya İslam Enstitüsü'ne kaydını yaptırdı. Burada bir ay devam ederken, Rahmetli Halife'mizin emriyle Konya İslam Enstitüsü'nü terk ederek Adana'ya geri döndü.

Bu arada medresede muallimlik yaparken, Adana Eğitim Enstitüsü'nün Matematik bölümüne  kaydoldu. Bir müddet devam ederken, o günlerde sağcı-solcu çatışmasının gündeme gelmesiyle anarşik olaylar git-gide büyüyordu. O hale gelinmişti ki, sınıflarda, bahçelerde, dersler yerine savaşlar yapılıyordu. Bu yüzden okulu bitiremeden ayrılma mecburiyetinde kaldı. Halife'miz ise ne sağcılar içinde, ne de solcuların içinde yer almıştır.

Her iki taraf da gruplar halinde gidip geliyorlardı. Tabii ki, polislerin kontrolü altında... Git gide anarşik olaylar büyüyüp devam ederken, adam vurmalar, öldürmeler birbirini kovalıyordu. Öyle bir hale gelinmişti ki, 12. Eylül 1980 yılında askeriye, ihtilal yapıp, yönetime el koydu. Bütün partileri kapatarak Ecevit, Türkeş ve Erbakan ve arkadaşlarını içeri almışlardı. Metin Hoca'mız ve Rahmetli Halife'miz ise bekliyorlardı ki, bugün veya yarın gelip kursu kapatacaklar... Birkaç kere sıkıyönetimden ihbar üzerine gelip kursu gezdiler. Bir şey bulamayınca çekip gittiler. Hatta Halife'mizin hiç unutmadığı bir olay şöyle cereyan etti: Kursa baskın düzenleyenlerin içindeki bir komiser şu şekilde hitap eder ve ''Allah başımıza taş yağdırsa yine azdır. Başka şikâyet edilecek yer bulamadılar da, Kur'an Kursu'nu mu şikayet ettiler!..'' der ve uzaklaşır. Sonra çeşitli badireler atlatarak Merhum Halife'mizle beraber yeni Halife'miz de kursu devam ettirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Ama, öyle bir noktaya gelindi ki, Müftülük dairesine M. Kemal'in (putun) resmi asılacak diye Vilayet'ten yazı gelmişti. Hoca'mızın merhum babası o yazıyı sümenin altına attı ve bir müddet bekletti. Ve masanın üzerine fıkıh kitabı ile bir hadis kitabı koyup, Vilayet'ten herhangi bir adam geldiği zaman neden fotoğrafı asmadın diye sordukları takdirde ''Siz asın diyorsunuz, bu kitaplar asmayın diyor. Resim asılan yere melekler girmez!'' diyecekti. Fakat maalesef Diyanet'in başındaki Tayyar Efendi, kraldan çok kralcı kesilerek, ''Niye M. Kemal'in fotoğrafını asmadın?'' diye yıldırmak istedi. Rahmetli Halife'miz ise Adana-Seyhan barajını gezdirirken Muhammed Metin Hoca'mızın da müşahedesinde ciddiyetle ve sert bir şekilde cevap vererek, ''Beyefendi! Buna kitaplar müsaade etmiyor. Biz bu resmi nasıl asabiliriz?'' dediğinde Tayyar alaylı bir eda ile, ''Ooo! Diğer İslam ülkelerinde de var. İrak'ta, Suriye'de, Mısır'da, Libya'da vs.'' derken Merhum Halife'miz de, ''Onlar bize ölçü olamaz!'' dedi. O andan itibaren re'sen T.C.'nin Cunta rejimi tarafından Merhum Halife'miz emekli edildi. Ve gönderdikleri müftü bunların beyinleri yıkanmış, bunlar şalvar giyiyor, sarık bağlıyor gibi gerekçelerle talebelere sahip çıkmayıp medreseyi dağıtmıştı. Meğer daha sonra öğrenildi ki, Tayyar ıskenderun'un Kurtuluş merasimine katılmak için İskenderun'a gittiğinde sıkıyönetim komutanıyla çoktan planı hazırlamışlardı. Helikopterin içerisinde anlaşarak, Hoca'mızı 55 yaşında iken mecburen emekliye sevk etmiştir. Ve bütün bu olaylar yeni Halife'mizi babası ile birlikte ileriye dönük çalışmalar yapmaya sevk etmişti.

Rahmetli Halife'miz ise 5-6 ay sonra Almanya'ya hareket etti. Avrupa'ya gidiş gayesi ise, talebelerini Avrupa'ya götürmek ve orada derslerini ikmal ettirmek, tedrisatının devamını sağlamak idiyse de karşısına vize meselesi çıkınca da istediği olamadı.

Medrese dağıtıldıktan sonra, medresedeki hocalar da çeşitli yerlere sürüldü ve bu arada Halife'mizi de Tepebağ Kur'an Kursu'na gönderdiler. Burada bir yıl Kur'an kursunda hocalık yapmaya devam etti. 1982 yılının yaz aylarında tüm dairelere ve müftülüklere gönderilen bir yazı ile Atatürk ilkelerine ve kanunlarına bağlı kalınacağına dair yazılı bir belgeyi bütün memurların imzalaması istenince, M. Metin Hoca'mız böyle bir tavize yanaşamazdı ve yanaşmadı da. Kur'an Kursu hocalığından kendi isteğiyle istifa ederek, Almanya'ya babasının çalışmalarına yardımcı olmak için hicret etti. Gelir gelmez Almanya'nın Esslingen şehrindeki camide İmam ve Hatip'lik yapmaya başladı. Daha sonra Köln merkezine gelerek Rahmetli Halife'mizin emriyle Barbaros Camii'nin ımam ve Hatip'lik görevini yürütmeye başladı. Minber ve kürsüde, kalemiyle de Avrupa'da çıkan Hicret, Avrupa'da Hicret, Tebliğ,  Ümmet ve Ümmet-i Muhammed gibi gazetelerde kemalist rejimi şiddetle eleştiriyordu. Bu arada da müslümanlara İslamn siyasetinden, devletinden bahsediyordu. Millî Görüş'ün üst düzeydeki yetkilileri ise Ankara'dan gelen talimatlarla susturmak istiyorlardı. Fakat Hoca'mız ne pahasına olursa olsun onlara hiç iltifat etmedi ve bildiğini okumaya devam etti. Daha sonra ''Devlete Gidiş Yolu Parti mi, Tebliğ mi?'' adlı bildirinin dağıtılmasıyla 13. Ağustos 1983'e tekabül eden 3. Zilkaide 1403 yılında yapılan Barbaros hareketine bilfiil katılarak müşahade etmişti. Barbaros hareketi particiliğe son verip, Peygamber usulü ve metoduna girmedir. Barbaros harekatı, şirke hayır, Tevhid'e evet demektir. Yine Barbaros harekatı, ilmî bir hareket olup, yapılmış kansız bir ihtilaldir. Halife'miz, Barbaros Camii'nde ımam ve Hatip'lik yaptığı sırada Rahmetli Halife'mize yardımcı olarak Barbaros harekatının temel taşlarından birisi olarak tarihe geçmiştir. Artık particilerle yollar ayrılmıştır.

Yine Barbaros Camii'nde yapılan şurâ Toplantısı'nda Rahmetli Halife'miz ittifakla emirliğe getirilmişti. O sırada otomatikman tebliğ çalışmaları hızlandığından, yeni Halife'miz Özel Kalem'i olarak da Cemaleddin Hoca'mızın yanında davaya hizmetini sürdürüyordu. Ömrü boyunca da Hoca'mızın yanından hiç ayrılmadı. Barbaros Camii'nden ayrılarak, Merkez'de görevini sürdürmeye başladı.

Teşkilatın merkezinde çeşitli mesuliyet yüklenirken, muhasebe bölümünde, neşriyat bölümünde ve personel amirliğinde de bulunmuştu. Avrupa'daki gerçek müslümanlar olarak devletin bütün müesseselerini İslam'laştırmak isteyen insanlar olarak; tarihle, ibadetle ve günlük işlerle çok yakından ilgisi bulunan Takvim meselesi Hicri 7. Cemaziyel-Ahir 1404'e tekabül eden (10.03.1984) tarihinde Köln Ulu Camii'nde yapılan şurâ Toplantısı'nda bu meselede gündeme getirilmiş, müzakeresi yapılmış ve neticede bu seneden itibaren Hicrî esasa göre bir takvim hazırlanması karara bağlanmıştır. Ve böyle bir takvimin çalışmaları Halife'miz M. Metin Müftüoğlu Hoca'mızın başkanlığında hocalara verilmiştir. Bunun yanı sıra, araziye çıkarak bölge ve cemiyetlerde vaaz ve konferanslar da veriyordu. Avrupa'nın çeşitli yerlerinde cuma imamlığını da yerine getirmişti. Hoca'mızın yanında tavizsiz bir şekilde cesurca, gece ve gündüz demeden çalışan Halife'miz, hainler, çekemeyenler ve nankörler tarafından atılan bütün iftiralara karşı çelik gibi karşı dumuş, sarsılmadan, yılmadan metanetini hiç kaybetmeden yoluna devam etmiştir. Davaya canını, malını, bütün varlığını adayan M. Metin Hoca'mız kendisini bırakın, çoluğunu ve çocuğunu bile bu davaya adamıştı. Hatta medrese tahsili gören validesi dahi hicret ederek Merhum Halife'mizin hizmetinde bulunmuş ve yeni Halife'mize de yetişmesinde yardımcı olmuştu. Bütün meşakkatlere katlanıp gurbet ellerde Hakkn rahmetine kavuşmuştu.

İslamî Cemaatler Birliği'nin kuruluşundan tutun da Anadolu Federe ıslam Devleti'nin ilanına, bu ilandan Hilâfet Devleti'nin ilan ve ihyasına kadar geçen üç dönemde de ferasetiyle olayları gözlemlemişti. Bütün bu mertebelerin hepsinde etkin rol oynamıştı.

 

Terceme eserleri:

- Er-Raculüs-Sanem adlı kitabın ''Gizli Vesikalar'' adlı bölümünü kitap haline getirdi.

- Hafız Ali Reşadn ''Kelime'' adlı ktiabını Arabça'dan Türkçe'ye çevirdi.

- Hafız Ali Reşadn ''Tâlim-i Diyanet'' adlı eserini Osmanlıca'dan sadeleştirdi.

- M. Sabri Efendi'nin ''Türk'ün Başına Gelen şapka Meselesi'' adlı eserini Osmanlıca'dan sadeleştirmişdir.

Ve bu arada Türkiye'deki Hak Ses, Almanya da çıkan Hicret, Avrupa'da Hicret, Tebliğ, Ümmet ve Ümmet-i Muhammed adlı gazetelerde çeşitli araştırma ve makaleler yazmıştı.

 

Yayınlanmış Türkçe eserleri:

Rejimlerle Kavgamız, Gerçek Müslümanlar, Sahte Müslümanlar, Emaneti Ehline Verme, Cihad Bülteni, Hitabeler, Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesi'nde Başlayan Dava ile İlgili Açıklama, Müdafaanâme.

Tebliğ ve Tavsiyelerim.

 

Çıkacak olan eserleri:

Zamanın Üç Dilimi; Medrese-i Yusufiye'den Mektuplar;

Rahmetli Halife'miz gibi Köln Barbaros Camii'nde Kur'an-ı Kerim'i genelde ıbn-i Kesir ve Kurtubi tefsirlerini esas alarak Fatiha'dan itibaren tefsir dersine başlamış, sonra da Solingen'de devam ettirmiştir. Son olarak Ulu Camii'de Maide suresinin ortalarına kadar gelmiştir.

Halife'miz ayrıca Arapça, Farsça ve Fransızca'yı da bilmektedir. şu an evli ve üç çocuk babasıdır. Metin Hoca'mız Merhum Halife'mizin 16. Mayıs 1995 yılına tekabül eden 15. Zilhicce 1415 Pazartesi saat 12.50'de kendisinin kollarında ebedî istirahatına irtihaline kadar hizmetini sabırla ve aksatmadan icra etmiştir. 16. Mayıs 1995'e tekabül eden 16. Zilhicce 1415 Salı günü sabah namazını müteakip, Hilâfet Devleti Şurâ Meclisi toplanıp ümmetin bir saat bile Halife'siz kalmasının caiz olmadığından Hilâfet makamına, Merhum Halife'mizin tavsiyesini de nazar-ı itibare alarak Ulum-i Arabiyye ve Ulûm-i şer'iyye'yi babasının rahle-i tedirsatında tâlim ve tahsil yapan Muhammed Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hoca'mızı Halife olarak seçmiş ve bey'at etmişlerdir. Başta cenaze merasimi ve tebliğ hareketini yeni Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn M. Metin Müftüoğlu'nun emrinde devam edileceğini Hilâfet Devleti Şurâ üyeleri tüm dünyaya ilan etmiştir.

El-ân Hilâfet Makamı'nda bulunmaktadır. Kendisine sıhhat ve afiyetle uzun ömürler diler, daha nice nice feyizli ve bereketli hizmetler ifa etmesini Cenab-ı Hakk'tan dua ve niyaz ederiz!..

 

Halîfet'ül-Müslimîn M. Metin Müftüoğlu'nun Zindan Hayatı:

Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn Muhammed Metin Müftüoğlu'na, Alman hükümeti konuşma yasağı koymuştur. Kaleme almış olduğu yazıları ve çeşitli hitabeleri nedeniyle defalarca para cezası verilmiştir. Hem de din, fikir ve düşünce özgürlüğü olduğu söylenen Almanya'da. Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn Muhammed Metin Müftüoğlu, müslümanların  işgal edilmiş beldelerinin ve gasbedilmiş haklarının kurtulması için tek çarenin Allah yolunda cihad olduğunu, ümmetin zillete düşmesine neden olarak da cihadı terk etmesinden kaynaklandığını gördüğünden 7 Muharrem 1419 (3 Mayıs 1998) tarihinde Cihad Fetvası'nı vermiştir. Bu fetvadan sonra ıslam düşmanı, insan hak ve hürriyetlerini tanımayan kemalist işgalci rejimin girişimleri ve Almanya ile ortaklaşa çalışmaları neticesinde  Kurban bayramının arefesinde, 25 Mart 1999 tarihinde maskeli Alman özel timleri tarafından kaçırılarak zindana atılmıştır. O tarihten beri tamemen tecrid edilmiş, zor şartlar altında tek kişilik bir hücrede bulunmaktadır.

Almanya Federal Başmahkemesi,  ''Burası Almanya! Kur'an böyle diyor dememeli!'' şeklinde kendisi hakkında karar vermiştir. İlk mahkemeye çıktığında, ''Ben yine cesaretle söylüyorum ki, ne söylemişsem hepsi İslam'dan kaynaklanmaktadır. Ben Kur'an nizamını dile getirdim!'' demiştir. Yine mahkemede ''Hilâfet Devleti daha bugün bile mevcuttur. Bir Halife vardır, ancak onun elleri bağlanmıştır!'' demek suretiyle mahkemede de taviz vermeden hakkı haykırmıştır.

Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesi'nde ki yargılama sırasında 31 Ekim 2000 Salı günü yapılan duruşmada Federal Başsavcılık adına soruşturmayı yürüten Savcı Volker Brinkmann, Halife'miz hakkında 4 yıl 5 ay ceza isterken, kendisiyle birlikte yargılanan Hasan Basri Hoca'mız hakkında 3 yıl hapis isteminde bulunmuş, Harun kardeş için de berat istemiştir.

Düsseldorf Eyalet Yüksek (!) Mahkemesi'nde dokuz ayı aşkın zamandır devam eden ve 56 duruşmadan beri de görünen şudur ki, Halife'nin nezdinde asıl yargılanan Hilâfet Devleti ve düşünceleri olmuştur. Mahkeme heyetinin yaptıklarııklamalar da, şahidlere yönelttikleri suallerde, Hilâfet Devleti'nin varlığı, İslam'ın demokrasi ile bağdaşmayacağı, Halife'ye itaat, İslam'ın fetvası, ayet ve hadis-i şerif'ler gibi aslında bir ceza mahkemesini ilgilendirmeyecek meselelerin ön plana çıkarması dikkat çekicidir. Bütün bunların dile gelmesi ise, mahkemede Halife'nin nezdinde İslam dininin yargılandığını ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in sözlerinden ibaret olan hadis-i şerif'lerin hüküm giydiğini gözler önüne sermiştir.

Hilâfet Devleti cemaatine karşı öfke ve kini bütün duruşmalarda aşikare ortaya çıkan mahkeme başkanı Ottmar Breitling, 25 Mart 1999 yılının Perşembe günü silahlı ve maskeli kişilerce kaçırılarak tutsak edilen ve bugüne kadar da bütün ağır şartlara rağmen tek kişilik hücrede kimseyle görüştürülmeyen Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn Muhammed Metin Müftüoğlu Hoca Efendi Hazretleri'ni, İslam'ın hükümlerinden, Peygamber'in hadis'inden ve İslam'ın fetvasından dolayı hakkında dört senelik ceza hükmünü okurken, kendisinin sergilemiş olduğu o İslamî vakarı, şecaatı, cemaata tebessüm etmesi, onlara şevk, güç ve umut vermesi salondaki herkesin dikkatini çekiyordu. Başlangıcından bugüne kadar skandallarla dolu olarak devam eden mahkeme, Alman hukuku için yine skandal ve tüm hukuk kurallarının da çiğnenerek beklenen siyasî kararla 15 Kasım 2000 tarihinde sona erdi.

Ailesi zindanda kendisini ilk ziyarete gittiğinde, ''Üzülecek bir şey yok! Kaderde ne yazılı ise o olur. Biz o büyük kapıya sığınmışız. Şu anda Allah, babanızı imtihan ediyor. İnşaallah imtihanı başarı ile vereceğim!'' demek suretiyle Allah'a teslimiyetini sergiliyordu.

Allah, Halife'mizi bir an önce huzur ve refaha kavuştursun!..

 

 
 
 

 
 

 
 
 
 
   
www.seriat.net. Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz